18 Ağustos 2010 Çarşamba

Balkanlar'da 6 Ülke Serüveni - Dubrovnik

Bugünkü tur programımızda sahil şehirlerini gezeceğiz. Ve bu şehirlerin başında tabiki çoğumuzun bildiği ya da duyduğu Dubrovnik geliyor. Karadağ'da, Herceg Novi'de güne başladık ve yolculuğumuz Hırvatistan'a, Dubrovnik'e doğru...

Dubrovnik'e gitmeden önce geçmemiz gereken iki tane sınır kapısı var. Biri Karadağ'dan çıkış için diğeri de Hırvatistan'a giriş için. Çıkışımız kolay olsa da Hırvatistan'a girmek o kadar da kolay olmadı. Hem sınır kapısının yoğunluğu hem de pasaport işlemlerinin biraz daha detaylı yapılması nedeniyle bir süre beklemek zorunda kaldık. Ama sonrası tüm bunlara değdiğini gösterdi bize.


 Dubrovnik, Hırvatistan'ın en önemli tatil şehri. Hatta Adriyatik'in incisi bile deniyor onun için. Tarihteki ilk cumhuriyetlerden birisi Dubrovnik, yani Ragusa Cumhuriyeti. 1991 yılında bağımsızlığını ilan eden Hırvatistan'da özellikle bu bölge Sırplar'ın ve Karadağlılar'ın saldırılarıyla fazlasıyla tahrip edilmiş. 2005 yılında UNESCO tarafından finanse edilerek şehir orjinaline sadık bir şekilde yeniden inşa edilmiş ve Dünya Mirasları Listesi'ne alınmış. Biz şehrin kale içi mevkii gezebildik sadece. Ama ayrılırken çok daha uzun bir süre için buraya gelmemiz gerektiğine karar verdik.

Dubrovnik'te surların içerisinde şehri gezmek için kullanmanız gereken iki tane kapı var. Biz şehrin ana giriş kapısı olan Pile Kapısı'ndan giriş yaptık, Ploçe Kapısı'ndan da çıkış. Pile Kapısı'nın hemen üstünde şehrin koruyucusu olan Aziz Blaise'nin heykeli bulunuyor. Elinde de Dubrovnik'in küçük bir maketi var. Aziz Blaise aslında Dubrovnik ve civarında hiç yaşamamış. Rivateye göre bir gece Aziz Blaise, Dubrovnik'teki papazın rüyasına girerek ona ertesi gün Venedikliler'in saldıracağını söylemiş. Dubrovnikliler ertesi gün Venedikliler'in saldırısına uğramış. Ama Aziz Blaise'nin uyarısı sayesinde hazırlık yaptıkları için Venedikliler şehri ele geçirememiş. O gün bugündür Aziz Blaise, Dubronvik şehrinin koruyucusu olmuş. Heykelini hem giriş kapısını üzerinde hem de şehrin içerisindeki pek çok yapıda görebilirsiniz. Hatta kendi adına kilise ve katedral de bulunuyor. Bu arada Aziz Blaise'nin 8. yüzyılda şimdiki Sivas'ta yaşadığı söyleniyor.


Pile Kapısı'ndan girdikten hemen sonra sağ tarafta siyah renkte bir mekanizma göreceksiniz. Bu mekanizma 15. yüzyıldan kalma ve orjinal bir mekanizma. Şehrin kapıları bu mekanizma sayesinde hava aydınlanınca açılıyor, hava kararınca kapatılıyor. Buradan şehrin içine girmek için ilerlediğinizde girişe yakın Dubrovnik'in haritasını göreceksiniz. Haritayı incelediğinizde de üzerindeki üçgen, yuvarlak şekilleri ve kırmızı noktaları görecekseniz. Bu şekiller ve noktalar şehrin yanan ve bombalanan yerlerini gösteriyor. Göreceksiniz ki, şehrin %75-80'i ciddi anlamda zarar görmüş.


Surlar, Duvrovnik'in simgesi sayılıyor. Uzunluğu yaklaşık 2 km civarında. Bu surlar üzerinde 10 tane burç ve Adriyatik Denizi'ne bakan 3 tane kule mevcut. Buralara çıkabilmeniz mümkün. Pile Kapısı'ndan girdikten sonra karşımıza Onofrio Çeşmesi çıktı. Şehrin en iyi bilinen ve en eski anıtlarından birisi bu çeşme. 16 adet bölmesi bulunan çeşmenin rölyefleri oldukça ilginç. Çeşmenin hemen karşısında Fransisken Manastırı bulunuyor. Bu manastırın en önemli özelliklerinden bir tanesi de içerisinde 14. yüzyıldan kalma, Dünya'nın en eski ve hala açık olan eczanesinin bulunması. Ayrıca içerideki müze de görülmeye değer.


Dubrovnik'te neredeyse tüm binalar çok eski zamanlardan kalma. Bu nedenle sürekli bir yerlere bakmaktan alamıyor insan kendisini. Placa ya da Stradun caddesinden yürüyerek ulaşılan Loggia Meydanı, bu tarihi binaların merkezi sayılabilir. Orlando Sütunu, saat kulesi ( üzerinde bulunan sarı top ayın durumunu gösteriyor ), Sponza Sarayı, Dubrovnik Katedrali ( Meryem Ana'ya adanmış ) ve Rector ( Rektörler ) Sarayı bunlardan bir kaç tanesi. Ayrıca pek çok kilise ve katedral görmeniz de mümkün. Caddenin sonundan, Gümrük Binası'nın yanından şehrin limanına ulaşabilirsiniz. Her ne kadar biz görmemiş olsak da Duvrovnikliler'in kendilerine özgü inşa ettikleri gemileri ünlüymüş.


Rehberli turumuzdan sonra artık serbest zamanımız var. Bu da demektir ki şehri süratli bir şekilde keşfetmemiz ve bir ara yemek yememiz gerekiyor. Şehir insanı kendine çok fazla çekiyor ve her daim kalabalık. Sadece ana caddesi değil, küçük ve dar ara sokakları da görülmeye değer. Bu sokaklarda yaşayan insanları, evleri ve asılan çamaşırları görebilmeniz de mümkün. Mesela buradaki evler 4 katlı. En alt kat dükkan, bunun üzerinde oturma odası ve yatak odası bulunuyor. En üst katta da mutfak bulunuyor. Mutfakların en üst katta olma nedeni ise yangın tehlikesine karşı önlem almak. Ana cadde üzerindeki cafe ve restaurantlardan daha çok bu ara sokaklardaki mekanlar revaçta. Biz de yemek tercihimizi bu sokaklardan birinde kullandık: Konoba Sebatıan 'da, Türkçe menüden seçim yaparak yedik yemeklerimizi üstelik. Restaurant'ın sahibi İbrahim Yüzer ilgilendi bizimle. Aklımıza gelen her şeyi sorduk kendisine. Yolunuz düşerse uğramalısınız ( http://www.restaurantsebastiandubrovnik.com/ ) .

Yemek sonrası biraz alışveriş, biraz fotoğraf çekimi derken serbest zamanımız da bitirdik. Buraya kadar gelmişken kem kendiniz için hem de hediye etmek için şarap ( Dingac kırmızı şarabı ), bademli çikolata, Hırvat bebekleri ve tabiki kravat alabilirsiniz. Fiyatların çok ucuz olduğunu söyleyemem ama güzel alternatifler olduğunu belirtmeliyim. Dubrovnik'te yapılacak o kadar şey ve görülecek o kadar yer var ki. Biz gidemedik ama Elafiti Adaları, görülmesi gereken yerlerin başında geliyor. Koloçep, Lopud ve Şipan adalarından oluşan Elafiti Adaları herkes tarafından tavsiye edilmektedir. Dubrovnik'te denize girmeniz mümkün ama uzun kumsallar beklemeyin.

Dubrovnik'ten ayrılmak üzücü oldu bizim için. Ne de olsa çok fazla zaman ayıramadık. Bizi avutan şey ise Kotor ve Budva'ya doğru yola çıkışımız oldu...

3 yorum:

Murat Görsen dedi ki...

Harika ! İsmail Baykurt link paylaştığı için gördüm sayfayı :) Sizden 2 önceki grupta da bizler vardık. Aynı rota aynı heyecan. Fotoğrafları görünce bir şeyler cızzzz etti gitti içimden. Olağan üstü yerler dolayısı ile mükemmel kareler. Hadi bakalım afiyet olsun :)

Seda Cürgül Kaya dedi ki...

Tek kelimeyle harika! Sanırım gördüklerimiz ve hissetiklerimiz konusunda en iyi bizler anlarız birbirimizi. Tekrar gidebilmek dileğiyle...

Murat Görsen dedi ki...

Bakalım İnşallah gideriz. Hüsrev bey çeşmesinden kana kana içtik :) Biz tatilde ne yapalım ne edelim derken gidip de kumsalda yatana kadar ata yurdunu bir görelim diyenlerdeniz Ve çok şükür tercihimizden inanılmaz mutlu olduk. Sanırım göremeyenler bilemez bu hazzı. Bizde tahmin etmiyorduk ama gördüğümüz şey tarih ders kitaplarının içine karalanmış 1-2 cümlenin, çok üst düzeyde hayat bulmuş şekli idi. İnanılmaz bir deneyim ve bilgi dağarcığı övünç üzüntü beğeni lezzet hepsi içiçe geçmiş ve bizi kuşatmış gibiydi. Bu değerli anıları burada paylaştıkça insanların yüzlerindeki hayret beğeni ve gıpta ifadeleri aslında çok da hoşuma gidiyor ve ne kadar doğru bir karar aldığımı bana her seferinde hatırlatıyor. :) Kendinize iyi bakın .