23 Mayıs 2010 Pazar

Mary and Max


Çok uzun bir zaman önceydi. Süper Lise'de hazırlık sınıfındaydım. Bütün bir sene İngilizce görecektik. Hem İngilizcemizi pekiştirmek hem de farklı ülkelerden arkadaş edinmek amacıyla hepimizin bir - iki tane " Penfriend " i vardı. Benim arkadaşlarımdan biri İtalya'da diğeri ise Jamaika'da idi. Uzun süre mektuplaştık ama sonra bu mektupların sonu geldi.

" Mary and Max " animasyon filmi de böyle bir mektup arkadaşlığını anlatıyor. Avustralya'da yaşayan 8 yaşındaki Mary ve New York'ta yaşayan orta yaşlı bir adam Max uzun yıllar birbirilerine mektup yazarlar. Mary, alkolik bir anneye ve içine kapanık - depresif bir babaya sahip, kendine güvenmeyen, kendini sevmeyen, ürkek ve yalnız bir çocuktur. Max ise obez, çikolatalı sandwich'e bayılan, Asperger sendromlu ve yalnız yaşayan bir adamdır. Bu ikilinin tesadüfen başlayan mektup arkadaşlığından doğan hikaye bize çok farklı duyguları birarada yaşatıyor.

Bu arkadaşlığın içinde pek çok şeyi görüyoruz aslında. Toplumumuzla, insanlığımızla, yalnızlığımızla, korkularımızla, sahip olduklarımız ve olamadıklarımızla, gerçek ve sahte duygularımızla, kendi gerçeklerimiz ve yalanlarımızla bir şekilde yüzleştiriyor film bizi. Güven duymak, arkadaşlık kurmak, paylaşmak, ağlamak, birlikte olmak, toplumumuza ve yaşadığımız çevreye saygı duymak, bir insanı kazanmak ya da kaybetmek gibi pek çok konuya değiniyor Mary and Max. Sevimli ama mutsuz karakterlerimiz bizi hem güldürüyor hem de hüzünlendiriyor. Filmde aktarılan detaylara takılmamak mümkün değil. Biri kahverengi diğeri ise gri renkteki iki hayat toplumumuzda böyle yaşayan bir çok insanın varlığını hatırlatıyor bizlere.

Filmin bizlere verdiği mesajları da unutmamak gerek. Özellikle de insanın önce kendini sevmesi gerektiği mesajını. Bir de birisine kızdığımızda ve onu hayatımızdan çıkartmaya karar verdiğimizde Max'in söylediği şu cümleyi hatırlamakta fayda var bence : " Seni affediyorum, çünkü mükemmel değilsin. " Düşününce, ne kadar haklı olduğunu kabul etmek gerekiyor. Sonuçta hiçbirimiz kusursuz değiliz.

2009 yapımı filmin yönetmeni Adam ELLİOT. Ülkemizde !f İstanbul 2010 kapsamında gösterilen film hala vizyona girmedi ve gireceğini de sanmıyorum. Film bir nevi gerçek hikaye sayılır aslında. Adam Elliot, kendi mektup arkadaşlığından yola çıkarak yapmış bu animasyonu. Bu animasyon filminin diğer animasyonlardan en büyük farkı çekim tekniği. Film, tamamen     " Stop Motion " tekniği ile çekilmiş. Hepsi birer hamurdan ibaret. Bir çok festivalden de ödülle dönmeyi başarmış Mary and Max.

Samimi ve gerçek bir arkadaşlığın sevimli ve gerçekçi bir şekilde bizlere anlatıldığı bu filmi muhakkak izlemenizi tavsiye ediyorum. Belki de bu filmi izledikten sonra uzakta yaşayan bir arkadaşınıza uzun bir zaman sonra mektup yazmak isteyebilirsiniz. Bazı eski alışkanlıklarımızı tekrar kazanmak güzel olabilir.

Dostlarımızı her zaman hatırlamamız dileğiyle...

2 yorum:

Biraz Şöyle Biraz Böyle dedi ki...

Konusu, karakterleri, görüntüleri...hepsi harikaydı. Bir de filmi izledikten sonda bir mektup arkadaşım olmasını çok istemiştim :)

Seda Cürgül Kaya dedi ki...

Evet, gerçekten de filmi izledikten sonra bu duyguya kapılmamak mümkün değil. Kimbilir belki olur bir mektup arkadaşın :)